Blog

Huzur-2017

happiness

-(mutluluk) Nerden buldun onu? Onu her yerde arıyordum.

-Kendim yarattım.

 

 

Dışarı çıkıp 10 kişiye sorsak 2017’den en çok ne istersiniz diye.  İlk 3 sıradaki cevaplarından biri huzur olur muhtemelen. Huzuru arayan huzursuz insanlar topluluğu haline mi geldik acaba?

Geçen gün katıldığım seminerde mutluluğu ne kadar yanlış yerlerde aradığımızdan bahsedildi, kendimizi ne kadar tanımadığımızdan.. Ben kimim diye sormuyoruz, çünkü kendimizi tanıdığımızı zannediyoruz.. Doğuyoruz etiketler başlıyor. Bebek, beyaz/zenci, türk/japon vs, müslüman/hristiyan vs.. Büyüyoruz yeni etiketler geliyor öğrenci, çalışan, doktor.. Evlenip anne baba oluyoruz yeni etiketler.. Eş,anne, baba, büyükanne, büyükbaba..

Dikkat ederseniz bunların hepsi maddesel bedenimizle ilgili, kız/erkek, zenci/beyaz, yaşlı/genç vs.. Hepsi vücudumuzu tanımlıyor ve doğru. Ama aslında biz sadece bu muyuz?

Bilim adamları keşfetmiş ki vucudumuzdaki hiç bir hücre 5 yıldan daha uzun yaşayamıyormuş. Bazıları çok kısa süre yaşıyor, mesela midemizdeki bazı hücreler sadece 5 gün yaşıyor, bazıları ise daha uzun ama sonuçta 5 senede bir bütün hücreler değişmiş oluyor. Bu bilimsel formüle göre 35 yaşındayken 7 farklı vücudumuz olmuş oluyor. Ama biliyoruz ki 7 farklı kişi değiliz. Ben hala benim.

Bu noktada bazı insanlar içine bakmaya yöneliyor. Ben kimim? Cevap olarak da duygular, isteklerle karşılaşıyorlar. Ama aslında bu da bizim kim olduğumuz değil. Bu bizim zihinsel vücudumuz.

Maddesel bedenimizin ihtiyaçları var. Yemek, yaşayacak yer, giyecek vs.. Bunları karşılamak için enerji sarf ediyoruz. Aynı zamanda zihinsel vücudumuzun da ihityaçları var. Bu nedenle zihnimizi eğlendirmek için kitap okuyoruz, film seyrediyoruz, oyun oynuyoruz vs.

Ama biz sadece bu iki bedenden de oluşmuyoruz bir de ruhumuz var. Ruhumuz için de ruhsal besine ihtiyacımız var. İşte bu nedenle maddesel olarak her şey ne kadar mükemmel olsa da hep bir şeyler eksik.

Kafeste bir kuş olduğunu düşünün. Bütün gün kafesi temizleyip parlatıyorsunuz. Harika bir kafesi oldu, ama kuşa hiç yiyecek vermediniz. Kuş aç, mutsuz ve ötmüyor. İşte bizler de bu kuş gibiyiz.

Diğer taraftan son zamanlarda yapılan pek çok araştırma da en büyük mutluluk kaynağının “inanma” olduğunu vurgular durumda.

En basitinden başımıza gelen her şeyin hayrımıza geldiğine inanıp hayatla barışmak üzerimizden çok fazla yükü kaldırıyor. “Yine mi ben!?” ya da “Bu da mı başıma gelecekti!?” demek yerine başımıza gelen kötü olarak nitelendirdiğimiz olayları bu dünyada almamız gereken dersler olarak nitelendirip sonuçta da bizim iyiliğimize olacağına inandığımızda her şeyin üstesinden gelmek çok daha kolay oluyor.

Hiç bir mutluluk hali kalıcı olmadığı gibi hiç bir mutsuzluk hali de kalıcı değil. O zaman bize iyi gelecek olan dengede kalıp içimizdeki huzura ulaşmak. Huzuru sadece deniz kenarına gidip ayaklarımızı uzattığımızda değil her dakika içimizde bulabilmek..

Advertisements

Problemin problemi?

banner-1090827_640

Ağır depresyon halk arasında pek anlaşılabilmiş durumda değil. Gerek ilaç endustrisinin en hafif depresyon belirtilerine bile ilaç satmaya istekli olmasından gerekse de günlük hayatta en ufak bir üzüntüye ya da isteksizliğe depresyon adı takılmasından bence.

Oysa ki ağır depresyon, vücudunuzda fiziksel olarak hiç bir sorun yokken sürekli acı çekmenize sebep olan, sizi günlük işlerinizi dahi kendi kendinize yapamayacak hale getiren bir durum.

Örneğin bana sorarsanız ben çok büyük bir ölüm tehlikesi atlattım ve 2. hayatımı yaşıyorum. Çünkü beynim önce öleceğime sonra da ölmem gerektiğine öyle bir güçle inandı ki o sırada başka hiç bir opsiyon yoktu bana göre. Her ne kadar ölmem için gerçekçi bir neden yokmuş gibi gözükse de bana göre herhangi bir ölümcül hastalığa yakalanıp öleceğine inanmakla aynı şeydi benimki. (Ölümcül hastalığa yakalanan herkesin de kısa sürede öleceği  de kesin değil zaten; Yıllar önce sadece 2 senelik ömrü kaldığı söylenen Stephan Hawking bugün 74 yaşında)

Depresyonumun ilk zamanlarında kapının önüne çıkıp tek başıma markete bile gidecek durumda değildim; ki normalde çok küçüklüğümden beri tek başıma pek çok yere gitmiş, yolculuk yapmış biriyim. Peki o zaman neydi bana engel olan? Korku! Beynim o sırada bu fikirden öyle bir korku algılıyordu ki; ormanda peşimden bir aslan koşuyor olsa da hissettiğim şey daha farklı olmazdı büyük ihtimalle. Tıpkı panik atak geçiren birisinin aslında ortada onun hayatına mal olacak hiç bir şey olmadığı halde kendini ölecekmiş gibi hissetmesi gibi..

Benimki çok belirgin bir korkuydu günlük yaşamımı etkiliyordu; ama sonra fark ettim ki aslında pek çok korkularımız var insan olarak. Her zaman günlük yaşamımızı çok etkilemeyen ama içimizdeki potansiyeli ortaya çıkarmamızı dolayısıyla hayattan memnuniyetsiz bir hale gelmemize neden olan korkular. Pek çoğu bir veya bir kaç olayın etkisi olarak ortaya çıkıyor. Okul döneminde sınıf önünde bir şeyi yanlış söylediği için tüm arkadaşları tarafından alay konusu edilen kişinin toplum önünde konuşma fobisi geliştirmesi gibi.

Anne olanlarda sıklıkla karşılaşıyorum. Çocuklarının hastalanmasından korkuyorlar. Hatta bazılarına göre bu çok normal. Anne olmak sürekli endişelenmeyi gerektirir. Katılmıyorum.  Aslında bu korkunun temelinde ne olduğunu bulmaya yönelik Mats Uldal’ın geliştirmiş olduğu bir “Problemin Problemi” adında bir yöntem var.

Kısaca anlatmak gerekirse cevap olarak bir duyguya/hisse ulaşana kadar “bunun en kötü tarafı ne?” diye soruluyor.

Örnegin:

A-Çocuğumun hastalanmasından korkuyorum

B-Çocuğunun hastalanmasının en kötü tarafı ne?

A-Onun başına kötü bir şey gelebilir.

B-Onun başına kötü bir şey gelmesinin kötü tarafı ne?

A-Yalnız kalırım.

B-Yalnız kalmanın en kötü tarafı ne?

A-Acı çekerim.

B-Acı çekmenin en kötü tarafı ne?

A-Berbat hissederim.

Bu durumda asıl korku danışanın berbat hissetmek olarak tanımladığı duygu durumudur.

Bunun sonucunda kişinin şu anda ne kadar berbat hissettiği  ile ilgili ve daha önce yine aynı şekilde berbat hissettiğini anımsadığı hatıraları ile ilgili tapping yapılır. Tappingle birlikte vücudun kendini iyileştirme sistemi aktive edilince bu duygunun vücuttaki etkileri geçer veya azalır. Böylelikle danışan artık bu korkuya odaklanamaz hale gelir.

Yani, bahsetmek istediğim; doğal karşıladığımız, hayatın unsurlarından biri olduğunu düşündüğümüz, ömür boyu onunla birlikte yaşamak zorunda olduğunu düşündüğümüz korkularımızın hepsinden kurtulmak mümkün. Önemli olan korkunun farkında olmak ve ondan kurtulmaya istekli olmak.

Korkunuzun farkında olmak için şu soruyla hemen kolları sıvayabilirsiniz. Olabileceğimin en iyisi olmama ne ne engel oluyor?

Hazır önümüzde de yeni yıl varken, rutinin akışından hafifçe sıyrılıp kendiniz için güzel bir dilek dilemek için bir fırsat yaratabilirsiniz. Bu seneki dileğiniz neden en büyük (belirgin) korkunuzdan kurtulmak olmasın? Kim bilir belki de ev,iş,eş,çocuk,para vs.. hedeflerinize ulaşmak bu korkunuz olmadan çok daha kolaydır  🙂

 

matsuldalMaalesef dün TFT öğretmenim güzel yürekli insan Mats Uldal hayatını kaybetti.

Duygusal yüklerimi taşıyamayacak hale geldiğimde tanıştım seninle. Çok dolaylı yollardan ulaştım sana ve en çok ihityacım olduğu, en dipte olduğum anda bizim şehirde olduğunu öğrendim. Tesadüf olmadığını daha terapiye başlamadan hissediyordum aslına bakarsan. O yüzden öğrencin olmaya karar vermem sadece saniyeler aldı.

Kalbimi en çok ilk gün “Duygularını değiştirmeden düşüncelerini değistiremezsin.” dediğinde kazandın. O andan hatırladığım mavi gözler, müthiş bir özgüven, alçak gönüllülük;  ve güvende olduğum hissiydi.

Kendini insanlara yardım etmeye öyle adamıştın ki ölüm döşeğinde bile etrafımdaki hemşirelere ve doktorlara tft uygulamaya devam edeceğim demiştin..

Seninle ilgili daha çok planlarım vardı, senden öğreneceklerim vardı. Hepsi yok olup gitti. Ama yine de çok minnettarım ki;

İyi ki seninle tanıştım iyi ki terapistim oldun ve tabi ki iyi ki öğretmenim oldun!

Bu dünyada o kadar çok sevgi kazandın ki eminim şu anda olduğu yerde huzur içindesindir.

Hep kalbimizde olacaksın!

Damla Eren

Omuz ağrısına dönüşmüş pişmanlık

Gerçek Hikayedir.

Fiziksel bir problemden kaynaklandığına neredeyse emin olduğumuz kronik ağrılarımızın aslında  pek çoğu duygusal kaynaklı ve  birazcık farkındalıkla üstesinden gelmek kolay.

Bunların en sık karşılaşılanları baş ağrıları, omuz ağrıları, sırt ağrıları kimi zaman bel, bacak vs..

30lu yaşlarındaki danışanlarımdan biri, lise yıllarından beri kronik omuz ağrısı çekmekte. Ağrının boyutu son yıllarda iş yapmasını engelleyecek duruma gelmiş. Doktora göstermiş, bir sonuç alamamış. Ağrının genelde stresli olduğu zamanlar ortaya çıktığının da farkında ama bana geldiğinde henüz bir çözüm bulamamıştı.

TFT soru sorma tekniklerini kullanarak bu ağrının ilk başladığı ana döndük. Danışanım lise yıllarında hentbol oynarken ters bir hareket yapıyor ve omzunu incitiyor. Bu anıyla ilgili olarak da 10 üzerinden 8 pişmanlık duygusu var. O ters hareketi yaptığı için ömür boyu bu ağrıyı çekmek zorunda olacağına inanıyor. Pişmanlık duygusuna odaklanarak tapping e başlıyoruz. Duygunun yoğunluğu 8den 2 ye düşünce pişmanlıkla ilgili diğer anılarına geri dönüyoruz. Her biri için tapping yaptıktan sonra danışanım geldiğinde 10 üzerinden 8-9 civarında olan ağrının geçtiğini belirtiyor. Birkaç hafta sonra yaptığı geri bildirimde ise terapiden memnun kaldığını ve omzunun ağrımadığını belirtiyor.

Apex nedir?

Apex latince bir terimdir. İnsanlar bazen alıştığının çok dışında olan bir şeyi kabul etmede problem yaşar. Çünkü durumu anlayıp kavramak için yeterli deneyimleri yoktur ve bu nedenle başka bir açıklama bulmaya çalışırlar. Bu çok olağan bir reaksiyondur.

Örneğin hipnoz etkisindeyken kendisinden kazağını çıkarması ve camı açmasınsı istenen kişi bunu yaparken gerçekte öyle olmadığı halde  “Üff, burası çok sıcak!” diyebilir. Böylece normalde garip bir davanış olarak değerlendirilebilecek bir davranışa kendince bir neden verir.

TFT’yle ilgili olarak da apex problemi terapinin etkili olduğunu anlamada problem yaratabilir. Danışan, semptomların yok olduğunu kabul etse bile bunun TFT nin etkisi olduğunu anlamayabilir. TFT bazen çok kısa sürede çok açık sonuçlar verir ve bunun terapinin sonucu olduğunu kavramak zor olabilir.

Apex probleminin göstergesi olan tipik cümleler:

*Şu anda bunu düşünemiyorum!

*Konuştukça rahatladım.

*Benim dikkatimi dağıttın!

*Biliyorum buradan gittiğimde semptomlar geri gelecek.

*Ne düşündüğümü hatırlamıyorum.

*Bu kadar basit bir yöntem işe yaramış olamaz.

*Aslında o kadar da korkmuyordum.

*Son aylarda okula gitmiyordum, fakat terapinin ertesi günü bana okula gitmemi söyleyen bir adamla karşılaştım ve onun dediğini yapmaya karar verdim. O günden beri okula gidiyorum.

Kendinize bir iyilik yapın!

tftfotoYapamam, korkuyorum, ya şöyle olursa.. deyip kendini kısıtlayanlardan mısınız?

Olabileceğinizin en iyisi olma yolunda bir adım atmaya ne dersiniz?

Sizi engelleyen fobileriniz, travmalarınız, depresif düşünceleriniz, takıntılarınız, endişeleriniz, kronik ağrılarınız, uyku problemleriniz, bağımlılıklarınız, kendine güvensizlikleriniz ve bunun gibi duygusal kaynaklı olan problemlerinizden kurtulmak için büyük bir şans; Düşünce Alanı Terapisi.

6-11 Kasım 2016 tarihlerinde Ankaradayım. Sadece vücuttaki bazı enerji noktalarının (akupunktur) parmak uçlarıyla hafifçe vurularak aktive edilmesiyle uygulanan bu basit ama bir o kadar da etkili metodu denemek için bana ulaşabilirsiniz.

İletişim: damlaguler@hotmail.com

Stres-Travma-Fiziksel ağrı

travmaDuygusal stres, travma ve fiziksel ağrı arasındaki bağlantılar

Araştırmalar gösteriyor ki fiziksel ağrılar sadece fiziksel yaralanmalardan ötürü ortaya çıkmıyor, aynı zamanda duygusal konular ve stresten ortaya çıkıyor. Özellikle travma yaşayıp travma sonrası stres bozukluğundan (PTSD) yakınan insanlar kronik ağrı geliştirme konusunda daha yüksek bir risk altındalar.

Kronik ağrı, doğal iyileşme sürecinin olanak sağladığı süreden daha uzun süren uzun süreli fiziksel ağrılardır. Bu ağrı yaralanmalardan, iltihaptan veya sinir ağrılarından ve sinir sistemi hastalıklarından kaynaklanabilir. Kronik ağrılar kişinin rahatlıkla hareket etmesine engel olabilir, vücudun normal fonsiyonlarını kısıtlayabilir. Ağrıyı geçirme çabası da ağrı kesici bağımlılığı ile birlikte problemi daha da şiddetlendirir. Kronik ağrıya çoğu zaman umutsuzluk, depresyon ve anksiyete de eşlik eder.

Pek çok insan duygusal stresin mide ağrılarına, huzursuz bağırsak sendromuna ve baş ağrılarına neden olduğunun farkında. Ama aynı zamanda fiziksel şikayetlere hatta kronik ağrılara neden olduğu da bilinmeli. Bunun için mantıklı bir neden: Araştımalar gösteriyor ki; insanlar daha endişeli ve stresli oldukça, kasları daha gergin ve sıkışık oluyor, zamanla kaslar yorgun ve yetersiz hale geliyor.

Kişi, çözümlenmemiş duygusal konulardan ötürü psikosomatik semptomlar vaya stresle alakalı semptomlar geliştirebilir. Bunlar yeni buluşlar değil; araştırmacılar uzun yıllardır bu bağlantının önemi nedeniyle akıl/vücut arasındaki karşılıklı ilişkiyi araştırıyorlar.

Uzmanlar travmatik bir olay yaşamanın ağrının oluşmasında etkisi olabileceğini belirtiyorlar. Aslına bakılırsa, kronik ağrısı olan hastaların %15-30 unun PTSD’si (Travma sonrası stres bozukluğu) de var. Peter Levine, travma konusunda bir uzman, travmanın algılanan bir tehlikeye tepki vermenin çok güç geldiği zaman oluştuğunu söylüyor. Bir çok araştırmacı travmanın kesin bir tanımı hakkında hemfikir değil; fakat tipik travma tepkisinin hissizleşme, aşırı uyarılma, aşırı ihtiyatlı olma, kabus görme, geçmişte olan olayın yinelemesi, acizlik, kaçınma davranışılarını içerebileceği konusunda hemfikir.

Travmatik olay sırasında beynimiz hayatta kalma moduna girer ve bazen normale -rahat moduna- geri dönmede güçlük çeker. Eğer sinir sistemi hayatta kalma modunda kalırsa, stres hormanları örneğin kortizol hormonu devamlı olarak salgılanır; bu da kan basıncı ve kan şekerinin yükselmesine ve böylece bağışıklık sisteminin iyileştirme yeteneğinin azalmasına neden olur. Vücut sürekli sıkıntı içindeyken fiziksel semptomlar açığa çıkmaya başlar.

Eğer bir kişi travma veya yaralanmasından önce bir travma geçirmişse  yeni travmanın etkilerini şiddetlendernecek şekilde eski hatıraların tetiklenme durumu söz konusu olabilir. Dr Bessel van der Kolk, ünlü bir travma araştırmacısı, açıklıyor ki; « Araştırmalar gösterdi ki, normal koşullar altında travma geçirmiş pek çok kişi, tecavüze uğrayanlar, dövülmüş kadınlar ve istismara maruz kalmış çocukların psikososyal uyum sağlamaları oldukça iyi. Fakat strese diğer insanların tepki verdiği gibi tepki vermiyorlar. Baskı altında olduklarında, yeni baştan travma geçiriyormuş gibi hissedebilirler ya da davranabilirler.»

Fiziksel acı genellikle kişiyi hala çözülmesi gereken duygusal  konular olduğu hakkında bir uyarıdır, aynı zamanda sinir sisteminde çözümlenmemiş bir duygusal travma olduğunun da işareti olabilir. Kişi acı çekmiş,travmanın duygusal etki sürecini geçirmiş olsa bile sinir sistemi farkında olmadan hala hayatta kalma modunda olabilir.

………..

Kişi travmanın uzayan etkisinden haberdar olmasa bile veya travmatik olayı geride bıraktığına inansa bile vücut çözümlenmemiş konulara bağlı kalmış olabilir.Psikoterapi  fiziksel problemleri çözmede yardımcı olabilir.

 

Kaynak:

Susanne Babbel Ph.D., M.F.T.

https://www.psychologytoday.com/blog/somatic-psychology/201004/the-connections-between-emotional-stress-trauma-and-physical-pain?&utm_source=simp

Doğum sonrası depresyon&anksiyete.. Neler yapmalı?

tunnel-1214555_1280

 

Son zamanlarda aldığım mesajlardan görüyorum ki doğum sonrası (postpartum) depresyon& anksiyete yaşayan pek çok anne var. Kaynaklara göre de depresyon yaşama oranı %15-%20. Hiç de küçümsenmeyecek bir oran!

Depresyon geçirdiğim sırasında bu oranı öğrendiğim zaman önüme çıkan herkese depresyonda olduğumu söyler olmuştum belki tanıdıklarından akrabalarından depresyon geçirip de şu an tamamen atlatmış olanların hikayesine ulaşabilirim diye. Zihin sürekli olumsuz düşünceler üretirken umut ışığı bulmak zor oluyor oldukça. Benim bu girişimim bir kaç çok harika insanla olan konuşmalarım haricinde değişik sonuçlar verdi.. Öyle şey mi olurmuş canım, kadınlar dünyaya çocuk doğurmak için geliyor. En ilginci iyi eğitimli birinden duyduğum bu yorumdu sanırım. Zaten sonra fark ettim ki yakınların arasında böyle bir şey olsa bile bilinme ihtimali düşük; çünkü çok utanılacak bir şey gibi saklanılıyor.

Görüştüğüm psikiyatristlerden biri şöyle demişti: “Her nasıl ki kalbimiz, karaciğerimiz böbreğimiz hastalanıyorsa bu da bir çeşit beyin hastalığı ve tedavi oranı çok yüksek.” Ben de genelde bu şekilde yaklaştım duruma.. O yüzden şanslıyım ki kadın olmayla, bebeğimi sevip sevmemeyle bir bağlantı kurmadım pek.

Postpartum depresyon belirtileri herkeste aynı olacak diye bir şey yok. Ancak belirtileri çok güzel ifade ettiklerini düşündüğüm http://www.postpartumprogress.com sitesinden alıntı yaptım.

Belirtiler için buraya bakabilirsiniz.

Eğer bu duyguları ve belirtileri yaşıyorsanız yeni annelerin %15-20 sinin deneyimlediği bir hastalığı yaşıyor olabilirsiniz. İyi haberse bu hastalığın tamamen tedavi edilebilir olması!

İlk yapılması gereken tabi ki en kısa sürede yardım almak. Bu konuda özellikle annenin etrafındakilerin bilinçli olması önemli. Annenin zaten neye uğradığını şaşırmış durumdayken ben depresyondayım hemen yardım alayım demesi biraz düşük bir ihtimal.

Bunun dışında pek çok farklı kişiden yardım almış biri olarak kendi deneyimlerimi ve öğrendiklerimi paylaşmak istiyorum.

* En önemlisi bu durumu bir hastalık olarak görüp kısa sürede iyileşeceğinize inanmak. Nasıl olacağını bilemeseniz bile.

*Yardım istemek. Her şeyin üstesinden kendi kendine gelme çabanızdan vazgeçmek. Bu konuda uzman insanlardan yardım isteyebileceğiniz gibi günlük hayatı kolaylaştırmak adına eşiniz ve çevrenizden yardım istemek. Siz anlatmazsanız onlar sizin ne hissettiğinizi bilemezler.

* Yalnız kalmaktan korkuyorsanız yalnız kalmamalısınız.

* TFT korkular, endişeler ve diğer her türlü negatif duygular ve travmalar için çok çok etkili bir yöntem.

* Her gün açık havada yürüyüş yapmak. Bu hem etrafınıza bakarak anda kalmanızı sağlar hem de vücut ve zihin arasındaki bağlantı nedeniyle, vücudun sağlıklı olması zihnin de sağlıklı olmasını sağlayacaktır.

* Yeni doğmuş bir bebekle zor biliyorum ama mümkün olduğunca ihtiyacınız olan uykuyu alabilmek.

* Bol bol su içmek. Su yaşam kaynağımız..

* Reiki, çakra ile ilgili çalışmalar, yoga, nefes çalışmaları

* Akşamları yatmadan önce (hangisi size daha çok hitap ediyorsa) dua okumak ya da onaylamalar yapmak. (min 21 gün peş peşe)Suya dua okuyup içmek de bir yöntem.

* Varsa yapmaktan zevk aldığınız şeyleri daha sık yapmak (Bu çok önemli!).

* Hayatınızdaki pozitif şeylere odaklanmak. Bir deftere hayatınızdaki olumlu şeyleri yazabilirsiniz. Gözleriniz görüyor, kulaklarınız duyuyor, nefes alabiliyor musunuz? Bunlardan başlayıp sevdiğiniz insanlarla devam edebilirsiniz. Yetenekleriniz, sahip olduğunuz şeyler, yaptıklarınız vs.. En dipte olduğumuzda bile hayatımızda olumlu olan pek çok şey var. Bunları yazıp her sabah, akşam okuyup şükretmek.

* Aklınızda dönüp dolaşan negatif düşünceleri tespit edip bir yere yazabilirsiniz ve bunları olumlu versiyonlarıyla değiştirmeye çalışabilirsiniz. Bunun için pek çok yöntem bulunuyor ama ben ancak TFT yardımıyla değiştirebildim.

* Yeni bebeği olmuş başka annelerle vakit geçirmek de bazıları için faydalı olabiliyor

* İlaç kullanıyorsanız doktorunuza danışmadan ilacı bırakmamalısınız.

* Neden benim başıma geldi diye isyan etmek yerine başımıza gelen her şeyin aslında bir nedeni olduğuna inanmak çok daha yardımcı oluyor. Belki de kendimizle barışıp hayatta her şeyi kontrol edemeyeceğimizi kabul edip akışta olmanın zamanı gelmiş de geçiyordur..

Bunların bir ya da bir kaçı size de iyi gelecektir. Size hitap edenleri seçip uygulamaya başlayabilirsiniz.

Eğer sizin de bu döneme ilişkin deneyimleriniz varsa yorum bölümünde nasıl üstesinden geldiğinizle birlikte paylaşırsanız başkalarına umut olabiliriz.

Bundan bir kaç yıl sonra bu dönemi hatırladığınızda “İyi ki de yaşamışım bu sayede kendimle gerçek anlamda tanıştım, neler istediğimi fark ettim ve istediğim gibi bir anne olabildim.” diyebileceğiniz bir dönem haline gelmesi dileğiyle..

Damla Eren

Doğum sonrası depresyon,anksiyete,OKB belirtileri

Doğum Sonrası Depresyon Belirtileri*

* Çökmüş hissetmek. “Bu annelik işi zor” gibi değil. Daha çok ” Bunu yapamam ve bunu hiç bir zaman yapamayacağım” gibi. Anne olma durumuyla baş çıkamayacağını hissetmek. Aslında anne olmamanız gerektiğini de sorguluyor olabilirsiniz.

* Suçlu hissediyorsunuz çünkü yeni anneliğinizi bundan daha iyi bir şekilde idare etmeniz gerekiyordu. Bebeğinizin daha iyisini hak etiğini hissediyorsunuz. Belki de bebeğinizin siz olmadan daha iyi olabileceğini düşünüyorsunuz.

* Kendinizi bebeğinize bağlanmış hissetmiyorsunuz. Televizyonlarda gördüğünüz ya da dergilerde okuduğunuz o efsanevi anne mutluluğuna sahip değilsiniz. Postpartum depresyon geçiren herkes böyle hissetmez, ama çoğu hisseder.

* Bunun neden olduğunu anlayamazsınız. Kafanız karışmıştır ve korkuyorsunuzdur.

* Tedirgin ve sinirli hissedersiniz. Sabrınız yoktur. Her şey sizi rahatsız eder. Bebeğinize veya eşinize veya çocuğu olmayan arkadaşlarınıza kızgınlık duyarsınız. Kontrol dışı bir öfke hissedersiniz.

* Hiç bir şey hissetmeziniz. Boşluk ve manasızlık. Sadece hareketler vardır.

* Ruhunuzun derinliklerinde üzgünsünüzdür. Ağlamayı durduramazsınız, bazen ağlamak için neden bile olmasa..

* Umutsuz hissedersiniz, bu durum hiç bir zaman daha iyiye gitmeyecekmiş gibi

* Zayıf ve kusurlu hissedersiniz, yenilmiş gibi.

* Yemek yiyemezsiniz ya da kendinizi iyi hissettiren tek şey yemedir.

* Bebek uyuduğu zaman uyuyamazsınız, diğer zamanlarda da uyuyamazsınız. Ya da uykuya dalarsınız ama gecenin bir yarısında uyanıp ne kadar yorgun olsanız da tekrar uyuyamazsınız. Veya yapabildiğiniz tek şey uyumaktır, en temel şeyleri yapmak için bile uyanık kalamayacakmışsınız gibidir. Yani uykunuz berbat bir  haldedir, ve bunun tek nedeni yeni doğmuş bebeğiniz değildir.

* Konsantre olamazsınız. Odaklanamazsınız. Söylemek istediğiniz sözleri düşünemezsiniz. Ne yapmanız gerektiğini hatırlayamazsınız. Karar veremezsiniz. Bir sisin içindeymiş gibi hissedersiniz.

* Kopmuş hissedersiniz. Garip bir şekilde herhangi bir nedenle kendinizi herkesten uzak hissedersiniz, dünyanın geri kalanıyla aranızda görünmeyen bir duvar varmış gibi.

* Her şeyi doğru yapıyor olabilirsiniz. Egzersiz yapıyorsunuzdur. Vitaminlerinizi alıyorsunuzdur. Yoga yapıyorsunuzdur. Neden bunun üstesinden gelemediğinizi düşünürsünüz. Kendinize gelmeniz gerekiyor olduğunu düşünürsünüz ama gelemezsiniz.

* Kaçmak, ailenizi geride bırakmak gibi düşünceleriniz olabilir. Veya arabayı yolun dışına sürmeyi, bir sürü ilaç almayı veya bu acıyı sonlandırmanın başka yollarını düşünmüş olabilirsiniz.

* Bir şeylerin yanlış olduğunu bilirsiniz. Doğum dönemine ilişkin bir ruh halinde olduğunuzu veya anksiyeteniz olduğunu bilmiyor olabilirsiniz, fakat bildiğiniz hissettiğiniz şeyin doğru olmadığıdır. Delirdiğinizi düşünebilirsiniz.

* Bunun yeni gerçekliğiniz olduğundan ve “eski sizi” sonsuza dek kaybettiğinizden korkabilirsiniz.

* Yardım istediğinizde insanların sizi yargılayacağından ya da bebeğinizin sizden alınacağından korkabilirsiniz.

Doğum Sonrası Anksiyete& OKB belirtileri*

* Düşünceler kafanızda yarışıyordur. Zihninizi susturamazsınız. Sakinleşemezsiniz. Gevşeyemezsiniz

* Bir şeyi sürekli yapmanız gerekiyor gibi hissedersiniz. Biberonları temizleme. Bebek kıyafetlerini temizleme. Evi temizleme. İş yapma. Bebeği eğlendirme. Bebeği kontrol etme.

* Endişelenirsiniz. Gerçekten endişelenirsiniz. Her zaman. Bunu doğru mu yapıyorum? Eşim seyahatinden dönecek mi? Bebek uyanacak mı? Bebek yeterli besleniyor mu? Bebeğimle ilgili benim kaçırdığım yolunda gitmeyen bir şey var mı? Başkaları şüphenizi gidermek için ne derse desin, hiç bir işe yaramaz.

* Rahatsız edici düşünceleriniz olabilir. Daha önce hiç olmayan düşünceleriniz. Olduğunuzu düşündüğünüz kişi olmadığınızı düşünmenize neden olacak korkutucu düşünceler. İstemsizce kafanızda uçuşurlar ve bunların doğru olmadığını bilirsiniz, bunun gerçek siz olmadığını bilirsiniz, fakat sizi korkutur. Bu düşünceler “Ya… olursa” şeklinde olabilir.

* Korkunç düşünceleriniz ve endişeleriniz nedeniyle bebekle yalnız kalmaya korkarsınız. Evdeki tehlike yaratma potansiyeli olan şeylerden de korkarsınız, mutfak bıçakları ya da merdiven gibi, onlardan kaçınırsınız.

* Bazı şeyleri sürekli kontrol etme ihtiyacı hissedebilirsiniz. Kapıyı kilitledim mi? Arabayı kilitledim mi? Ocağı kapattım mı? Bebek nefes alıyor mu?

* Mide krampları, baş ağrısı, mide bulantısı gibi fiziksel belirtiler olabilir. Panik ataklarınız da olabilir.

* Kendinizi kafeste ileri geri volta atan tutsak bir hayvan gibi hissedebilirsiniz. Huzursuz. Gergin.

* Yemek yiyemezsiniz. İştahınız yoktur.

* Uyku sorunlarınız vardır. Çok çok yorgunsunuzdur ama uyuyamazsınız.

* Çok kötü bir şey olacakmış gibi korkuyla beklersiniz.

* Bir şeylerin yanlış olduğunu bilirsiniz. Doğum dönemine ilişkin bir ruh halinde olduğunuzu veya anksiyeteniz olduğunu bilmiyor olabilirsiniz, fakat bildiğiniz hissettiğiniz şeyin doğru olmadığıdır. Delirdiğinizi düşünebilirsiniz.

* Bunun yeni gerçekliğiniz olduğundan ve “eski sizi” sonsuza dek kaybettiğinizden korkabilirsiniz.

* Yardım istediğinizde insanların sizi yargılayacağından ya da bebeğinizin sizden alınacağından korkabilirsiniz.

*Kaynak: www.postpartumprogress.com